Dünyadaki birçok çağdaş vergi sisteminde olduğu gibi, Türkiye?de de kısmi bölünme sonucu oluşacak kârlar belli birtakım koşullar altında kurumlar vergisine tabi değildir. Öte yandan, daimi temsilcilerinin kısmi bölünmesi sonucu yabancı ana şirketler tarafından elde edilen ortaklık paylarının elden çıkarılmasının Türkiye?de nasıl vergilendirileceği gerçekleştirilen işlemin önemli bir boyutudur. Esas mesele, çalışmada örnek olarak verilen olayda belirtilen hisselerin elden çıkarılması işleminde, Türkiye?nin imzalamış olduğu bazı Çifte Vergi Anlaşmaları?nın, yani Hollanda, İspanya, Lüksemburg ve Almanya ile imzalananların, 13. maddesi hükmü kapsamında vergilendirme yetkisinin kimde olacağıdır. Bu bağlamda, bu çalışma özellikle bahse konu dört Anlaşma?nın Sermaye Değer Artış Kazançları başlıklı 13. maddesinin hükümlerini kıyaslamayı amaç edinmektedir. Diğer taraftan, bu şekilde gerçekleşen elden çıkarmaların ulusal düzeyde nasıl vergilendirildiğini değerlendirmek bu makalenin kapsamı dışındadır

Abonelik veya Satın Alma Gerekiyor!

Bu makalenin devamını okuyabilmek için giriş yapmanız, satın almanız veya abone olmanız gerekmektedir.

VergiRaporu Yazar Fotoğrafı

Serdar Kılıç Vergi Müfettişi, Vergi Konseyi Genel Sekreter Yardımcısı

Makale hakkında yorum yapmak isterseniz alt kısımdaki yorum alanını kullanınız.




  • Dünyadaki birçok çağdaş vergi sisteminde olduğu gibi, Türkiye?de de kısmi bölünme sonucu oluşacak kârlar belli birtakım koşullar altında kurumlar vergisine tabi değildir. Öte yandan, daimi temsilcilerinin kısmi bölünmesi sonucu yabancı ana şirketler tarafından elde edilen ortaklık paylarının elden çıkarılmasının Türkiye?de nasıl vergilendirileceği gerçekleştirilen işlemin önemli bir boyutudur. Esas mesele, çalışmada örnek olarak verilen olayda belirtilen hisselerin elden çıkarılması işleminde, Türkiye?nin imzalamış olduğu bazı Çifte Vergi Anlaşmaları?nın, yani Hollanda, İspanya, Lüksemburg ve Almanya ile imzalananların, 13. maddesi hükmü kapsamında vergilendirme yetkisinin kimde olacağıdır. Bu bağlamda, bu çalışma özellikle bahse konu dört Anlaşma?nın Sermaye Değer Artış Kazançları başlıklı 13. maddesinin hükümlerini kıyaslamayı amaç edinmektedir. Diğer taraftan, bu şekilde gerçekleşen elden çıkarmaların ulusal düzeyde nasıl vergilendirildiğini değerlendirmek bu makalenin kapsamı dışındadır

  • Düz oranlı KDV rejiminin arkasında iki temel saik vardır: Birincisi özellikle küçük mükelleflere kayıt düzeninde basitlik sağlayarak vergi uyum maliyetini düşürmek; ikincisi ise sahte belge kullanımını engellemektir. Rejime tabi mükelleflerin, istisnalar hariç, indirim hakkının kaldırılması özellikle ikincisine hizmet edecektir. Öte yandan, bu sistemde normal defter kayıt düzeni devam etmektedir. Sistemin özünü oluşturan husus, KDV indirim mekanizmasının rejim dışındaki mükellefler için kaldırılmamasıdır. İşletmelerin kayıt altına alınabilen vergilendirilebilir geliri olduğu sürece neredeyse her zaman ödenecek KDV doğacaktır. Çünkü gelire sektörlere göre değişen düz oran uygulanarak net KDV hesaplanmaktadır. Ülkemizde benimsenmesi halinde en büyük zorluk, optimum sektörel vergi oranlarının tespitinde yaşanacaktır. Vergi idaresinin bu süreçte sektör temsilcileriyle yakın işbirliği içerisinde olması faydalı olacaktır.

  • OECD Model Vergi Anlaşmasının 10 ila 12. maddelerinde bulunan gerçek lehtar kavramı, mükellefler, vergi idaresi ve mahkemeler gibi uygulayıcıların gözünde henüz berraklığa kavuşmuş değildir. Bunun anlaşılabilir birtakım sebepleri bulunmaktadır. Öncelikle, Model anlaşma metnine ilk dercedildiğinde, o zamanlarda Kıta Avrupası hukuk sistemlerinde bu anlama karşılık gelebilecek bir kavram bulunmamaktaydı ve bu durum aşağı yukarı geçerliliğini halen de devam ettirmektedir. İkincisi, OECD Yorumunda sınırlı bir tanım bulunmakta ve Yorum bazı Kıta Avrupası hukuk sistemli ülkelerdeki uygulamada bağlayıcı olmayan ikincil bir hukuk kaynak teşkil etmektedir. Bu yüzden söz konusu tanım uygulamaya yeterince ışık tutamamaktadır. Son olarak, kavram uygulanırken anlaşmanın özerk anlamı içerisinde kalınmalı ve daha öteye, yani Anglosakson hukuk sistemli ülkelerin emanet/vekâlet hukukunda yer alan anlamlarına gidilmemelidir, Şüphesiz, Model Anlaşmanın kendi metni içerisine yeterince sarih bir açıklama dercedilmeli, böylece söz konusu kavramın önemi vurgulanacak ve anlam üzerinde daha iyi bir uzlaşma sağlanacaktır,

  • Hiç yorum bulunmuyor..